Anima Psikoloji Danışmanlık Merkezi

KEKEMELİK

KEKEMELİK

İnsanı insan yapan en önemli özelliklerin başında konuşmanın geldiği düşünüldüğünde kekemelik ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kekemeliğin genel geçer bir tanımı olmamakla birlikte konuşma esnasında konuşmanın akıcılığının kaybolması, ritim bozukluğu, bazı hecelerin veya kelimelerin yinelenmesi, kişinin konuşurken duraklamalar göstermesi, bazı harflerin çıkartılmasında zorluk yaşanması olarak tanımlanabilir. Kekemelik, konuşma esnasında sesin zamanında çıkmaması, bazen gereğinden fazla uzatılması, bazen gereğinden fazla yinelenmesi, bazen patlayarak çıkması şeklinde görülebileceği gibi; kimi zamanlarda ve çoğunlukla sessel özelliklerle beraber olarak, göz, dudak, burun, çene gibi yüze ait bölgelerde olağandışı hareketler, el kol bölgelerinde görülen istemsiz kasılmalar, istemsiz ayak ve bacak hareketleri gibi belirtilerin eşlik ettiği bir tür konuşma ve ritim bozukluğudur. Kekemelik birçok nedene dayanabilir. Ancak hiçbir kekemelik doğuştan gelmez ve kalıtsal değildir. Yapılan araştırmalarda ailesinde, akrabalarında veya çevresinde kekemelik öyküsü bulunan çocuklarda kekemeliğin görülme sıklığı çok olmasına karşın, ailesinde, akrabalarında veya çevresinde hiçbir kekemelik öyküsü bulunmayan kekeme bireyler de vardır. Bu farklılık çocuğun modelleme yoluyla kekemeliği kazanmasıyla açıklanabilir. Bu, kekemeliğin genetik olmadığının bir kanıtıdır. Aslına bakmak gerekirse bu sevindirici bir durumdur. Çünkü kalıtsal olmaması bir anlamda kekemeliğin öğrenilen bir şey olduğunun ve düzeltilebileceğinin de kanıtıdır. Kekemeliğin görülme sıklığı cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla daha sık görülür. Kekemelik vakalarının %80’i erkeklerde %20’si ise kızlarda görülmektedir. Genel görülme sıklığı, Türk toplumu için, kimi kaynaklarda %3 olarak verilirken kimi kaynaklarda ise %5 olarak geçmektedir. Kekemeliğin birçok türü olmasına karşın genel anlamda iki tür kekemelikten bahsedilebilir.

‘Birinci Tip Kekemelik’ 2-4 yaş dolaylarında görülür. Bu yaş çocuklarında, genelde geçici diyebileceğimiz bir tür kekemelik söz konusudur. Bunun temel nedeni olarak çocuklardaki kelime dağarcığının azlığına karşın düşünce hızındaki önemli fazlalık söylenebilir. Yetişkin bir insan dakikada 40-70 kelime konuşabilirken, düşünce 250-400 kadar kelime üretebilir. Bu yaşlardaki çocuklarda konuşma anlamında kelime sayısının yetişkinlerden çok daha az olduğu da düşünüldüğünde aradaki ciddi fark daha da belirginleşecektir. İşte bu farklılık çocuğun kendini yeterli düzeyde ifade edememesiyle, bu durum karşısında çeşitli olumsuz duyguların oluşmasıyla ve en sonunda kekemelikle sonuçlanabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu herhangi bir çalışma yapılmasa bile bu tür kekemeliklerin büyük oranda geçici olduğudur. Çocuk deneme yanılma yoluyla bu durumdan kurtulabilir. Burada önemli olan şey ailenin çocuğa karşı olan tutumudur. Çocuğa bu durum karşısında baskı yapmak, düzgün konuşması için sürekli telkinler vermek vb tutum, davranış ve sözler durumun kalıcı hale gelmesine neden olabilir. Her çocuk yaşamının bir bölümünde kekeleyebilir, takılmalar gösterebilir, duraksayabilir. Bunlar çoğu kişi tarafından fark edilmiyorsa ve süreklilik arz etmiyorsa sorun yoktur. Ancak herkes tarafından fark edilse ve süreklilik arz etse bile üzerinde durmamak, zamana bırakmak en yerinde davranıştır. ‘İkinci Tip Kekemelik’ genelde 7-12 yaş dolaylarında görülür. Bu tür kekemelik genelde birinci tip kekemeliğin kalıcılaşması, kronikleşmesi sonucu oluşur. Bu tip kekemelikte kişi konuşmada kullanacağı kelimelerden çok, kelimeleri nasıl söyleyeceği ile ilgilenir. En temel neden olumsuz yaşantılardır. Aile içinde veya çevresel nedenlere dayalı olumsuz travmatik yaşantılar kekemeliğe neden olabilmektedir. Bu tip kekemelikte birtakım fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilir. Çocuk konuşurken gözlerini kırpabilir, ellerini kasabilir, dudaklar, çene vb organlar titreşebilir, boğazda düğümlenme olabilir, burun delikleri açılıp genişleyebilir. Bu ve buna benzer birtakım fiziksel görünümler duruma eşlik edebilir. Çoğunlukla kalıcıdır. Bu tür kekemelikler kişinin zamanla bilinçaltına işler ve bilinçaltı, kişiye sürekli olarak “sen bir kekemesin” vb telkinlerde bulunarak durumu kalıcı hale getirir.

Nedenler

Kekemelik birçok nedene dayanabilir demiştik. Şimdi bu nedenler üzerinde kısaca duralım.
Kekemelikle ilgili öyküler alındığında çoğunlukla karşımıza “korku” duygusu çıkar. Çocukluk yaşantısında, bireyin yaşamında önemli tesirler bırakan deprem, yangın, sel, trafik kazası, sevilen birinin ölmesi, köpek ısırması, şiddetli anne baba kavgaları veya şiddete maruz kalma gibi travmatik yaşantılar çocukların “korku” duygularını tetikleyen, anlamlandırılamayan yaşantılardır. Çocuklar bu gibi yaşantılar sonucunda kekemelik problemi yaşayabilirler. Bu gibi durumlarda ailelerin olumsuz tutum, davranış ve sözleri durumu kalıcı hale getirebilir. Aşırı baskıcı, kuralcı, mükemmeliyetçi anne baba tutumları kekemelik karşısındaki en büyük tehlikedir. Bunun haricinde yoğun üzüntü ve heyecan oluşturan yaşantılar da kekemeliğe neden olabilir. Çocuğun ani bir durum karşısında aşırı heyecana kapılması veya bir yaşantı nedeniyle çok üzülmesi gibi nedenler kekemeliği tetikleyebilir. Bunun yanı sıra çocuğun geçirdiği ateşli bir hastalık, yenidoğan kardeş kıskançlığı, geçirilen bir ameliyat gibi durumlar da kekemelik sebebi olarak sayılabilir. Bir diğer ve etkili neden ise modellemedir. Çocuk sevdiği bir kişiyi taklit eder. Sevdiği kişiyi taklit ederken o kişinin olumsuz özelliklerini de taklit eder. İşte bunun içindir ki eğer sevilen, taklit edilen kişi kekeme ise çocukta da kekemelik oluşabilir. Bunun dışında kekeme kişinin sevilen bir kişi olması da gerekmez. Çocuk taklit yoluyla kekemeliği öğrenebilir.

Kekemeliği Artıran-Azaltan Durumlar

Kekeme bir kişi her durumda kekelemez. Bazı anlar vardır ki kişi hiç kekelemediğini fark eder. Şarkı söyleyen hiç kimse kekelemez mesela. Konuşurken heyecan ve kaygının az olduğu ortamlarda da kekeme kişi kekelemeden konuşabilir. Hayvanlarla konuşurken, sinir anında bağırırken, oyun oynarken, çok sevdiği yakın bulduğu biriyle konuşurken vb durumlarda kişi kekelemeyebilir. Bazı kişiler tam tersine aile ve akrabasının yanındayken kekelerken tanımadığı insanlar karşısında kekelemeyebilir. Bunun dışında kekeleme davranışının arttığı durumlar da vardır. Telefonla konuşulması gerektiğinde, zaman azlığı hissedilen durumlarda, durakta inmek için şoföre seslenilmesi gerektiğinde, karşıdaki kişinin otorite olarak hissedildiği durumlarda, adını söylemesi gerektiğinde vb durumlarda kekemelik artış gösterebilir. Kekemelikte kısmi de olsa yaşla birlikte bir azalış görülür. Ancak bununla birlikte çalışma yapılmaması durumunda, nadir vakalar dışında, tamamen geçmez. Bazı kekemelerde sesli harflerle başlayan kelimeleri çıkartmaya karşı zorlanma varken, bazılarında tersine sesli harflerle başlayan kelimeler kolay çıkar. Bazıları sessiz harflerle başlayan kelimelerde zorlanırken bazıları da sessiz harflerle başlayan kelimelerde daha rahattır. Bazı kekemelerde baş harf zorlanması zaman içinde değişkenlik gösterebilir.

Örneğin kişi “a” harfi ile başlayan kelimelerde zorlanırken birkaç ay sonra veya bir yıl sonra “a” ile başlayan kelimelerde rahatlayıp bu kez başka bir harfle örneğin “b” harfi ile başlayan kelimelerde zorlanabilir. Bu değişkenlik sürekli olmakla birlikte kimi kekemelerde bazı harflere karşı değişmeyen zorlanma durumları görülebilir. Kişi birkaç harfte hep zorlanırken bu bahsettiğimiz değişkenlik başka harfler için yinelenebilir. Örneğin kişi “p” ile başlayan kelimelerde başından beridir hep zorlanırken diğer harflerde değişkenlik görebilir. Bununla birlikte bazı kekemeler cümleye başlarken zorlanırken, bazıları da cümle ortasında aniden duraklar veya kekeler. Biraz önce bahsettiğimiz değişkenliğin bir benzeri bu durumda da görülebilir.

Kekeme Yakını Olanlara, Annelere, Babalara, Öğretmenlere Öneriler

• Yapılabilecek ilk şey durumu kabullenmek ve bireye karşı hoşgörülü ve anlayışlı yaklaşmaktır. Ona bu durumu kabullendiğinizi, onu anlayabildiğinizi sözlerden çok davranışlarınızla belli edebilmelisiniz.
• Baskıcı, anlayıştan uzak, kurallara fazla takılan, mükemmeliyetçiliği yansıtan tutum ve tavırlardan uzak kalmaya çalışın.
• Bireyin konuşması üzerinde fazla durmayın. Aşırı titizlik bireyde olumsuz duygulara yol açabilir.
• Bireyi kardeşleriyle veya bir başkasıyla asla kıyaslamayın.
• Bir soru sorduğunuzda cevabını veya bir şeyler anlatmaya başladığında sözünü kesmeden dinleyin. Söylemek istediği şeyi anlasanız bile sözünü kesmeden sözünü bitirmesini bekleyin, sabır gösterin. Asla kelimelerini tamamlamaya çalışmayın
• Asla acıyıcı gözlerle bakmayın. • Birey konuşurken fiziksel belirtilerine değil de gözüne bakın ve ilgi ile dinlemeye çalışın.
• Ona küçük de olsa sorumluluklar vererek özgüven kazanmasına çalışın.
• Başkalarının yanında asla kekemeliğinden bahsetmeyin.
• Bireye istemediği zamanlarda konuşması için baskı yapmayın.
• Kekelediğinde onu küçük düşürücü sözler kullanmayın. Beden dilinize yansıyan durumları bile algılayıp incinebileceğini akıldan çıkarmayın.
• Kekelediği durumlarda dikkatini başka yöne çekmeye çalışmayın.
• Kısa metinlerle bile olsa onu okumaya, anlatmaya teşvik edin.
• Bir şeyler okuyup anlattığında onu destekleyici, motive edici sözler söyleyin. Ama bunu yaparken abartıya kaçmamaya dikkat edin.

Tedavi Olarak Yapılabilecekler

Kekemelik, başta da belirtildiği gibi, kalıtsal bir nedene dayanmadığı için tedavi edilebilir ve tamamen geçebilir bir problemdir. Kekemelik, türü ne olursa olsun ritimsel bir bozukluktur ve tedavi de bu doğrultuda olmalıdır. Yetişkin ve çocuk açısından tedavi süreçlerinde yöntemsel olarak olmasa da farklılıklar vardır. Her şeyden önce kekemelikle ilgili geniş bir öykü alınmalıdır. Nedenleri iyice araştırıldıktan ve ailenin tutum ve davranışları öğrenildikten sonra belirli bir çerçeve çizilebilir. Kekemelikle ilgili durumlar bireyle konuşulmalı, artıran ve azaltan durumlara göre bir yol izlenmelidir. Bireyin tedaviye ve iyileşebilecek oluşuna inanması önemlidir. Tedavi başladığında birtakım yiyecek ve içeceklerin kısıtlanması durumu vardır. Günlük tekrarlanması gereken nefes ve konuşma çalışmaları yapılmalıdır. Bunun yanında kekeme bireye farklı bir melodik dil öğretimi uygulanır. Bu melodik dil ile birlikte birey artık kekelememeye başlar. Bu kekelememe durumunun kesintiye uğramadan devam etmesi önemlidir. Hatta bu sürecin aksatılmaması en önemli şeydir. 3 ila 5 hafta arasında değişen bir süreçtir. Bu süreç sonunda bireyin bilinçaltı, kekemelik kalıntılarını silmeye başlar ve kişi artık, başta belirtilen bilinçaltı telkinlerden kurtulmaya başlar. Bu da kekemeliğin geçmesi anlamına gelir. Öğretilen bu melodik dil kademeli olarak normal konuşma şekillerine çekilmeye çalışılarak tedavi sonlandırılır. Kekemelikle ilgili bilinen bir ilaç tedavisi yoktur. Henüz dünyada kekemeliği geçiren bir ilaç tedavisi bulunamamıştır. Kekemelikle ilgili birtakım ilaçlardan bahsedilmekte ve günümüzde kullanılmaktadır. Ancak ailelerin bu ilaçların bir fayda sağlamadığını bilmesi ve bu tür tedavilere umut bağlamamaları gerekmektedir. Bu gibi ilaçların bir zararı olmamakla birlikte bir faydası da yoktur. Bunun yanında ilacın fayda sağlamaması sonucu kişide kekemeliğin geçmeyeceğine dönük inanç oluşmasına neden olabileceği için ilaca hiç başlanmaması daha yerinde bir davranış olacaktır.

Ünlü Kekemeler

Tarih sayfalarına baktığımızda kekeme olan birçok ünlü isimle karşılaşırız. Roma imparatorlarından İmparator Klavdi, İmparator Claudius, İmparator Balbus Blaesius, Frigyalı Kral II. Mihail gibi tarihte önemli rol almış krallar kekemeydiler. Kekemelikten nasibini alan bir de peygamber var; Hz. Musa (a.s.).
Yine bunun gibi ilk çağın en önemli filozoflarından Aristoteles, milattan önce yaşamış Romalı en büyük şairlerden Virgil, Atinalı ünlü politikacı Demosthenes, Romalı meşhur hatip Çiçero, meşhur Ezop Masalları’nın yazarı Aesop da kekemeler arasındadır. Yerçekimi kanununu bulan meşhur fizikçi Sir Isaac Newton, Evrim Teorisi’ni ortaya atan Charles Darwin, 18. yüzyılda yaşamış meşhur yergi yazarı Cotton Mather, 19. yüzyılda yaşamış olan İngiliz yazar ve matematikçi Lewis Carroll, 20. yüzyılda yaşamış İngiliz edebiyatçı, biyografi yazarı ve aristokrat Lord David Cecil, İngiliz işçi lideri Aneurin Bevan, 2009’da kanserden ölen edebiyatçı yazar John Updike, İngiltere’nin en meşhur başbakanlarından Winston Churchill de tarihte ünlü kekemeler olarak kayıtlara geçmiştir. Dünyaca ünlü aktris Marilyn Monroe, ünlü aktörlerden Bruce Willis, James Earl Jones de kekemeydiler. Bunların yanında şarkıcı Carly Simon, rockçı John Menendez, cazcı John Larkin, olimpik dalgıç Greg Luganis, NBC spor yorumcusu Bill Walton, General Elektrik CEO’su Jack Welch gibi isimler de vardır. Tüm bunlar göstermektedir ki kekemelik ciddi bir problem olmasına karşın, karşı koyulabilecek bir problemdir.
Tarihte ve günümüzde bu problemle karşılaşmış ancak tarih sahnesinde yer etmiş ve başarılı olmuş, bu sorunun üstesinden gelmiş birçok insan vardır. Bu da bize amaçlarımıza ulaşmak için, gerçekleştirmek istediğimiz hayallerimiz için, hiçbir şey için geç olmadığını göstermektedir. Kekemelikten kurtulmak için başlangıçta yapmanız gereken şeyler inanmak, istemek ve çabalamaktır.