Anima Psikoloji Danışmanlık Merkezi

Çocuklara Yönelik Hizmetler

AŞIRI HAREKETLİLİK (HİPERAKTİVİTE) VE DİKKAT EKSİKLİĞİ


Aşırı hareketlilik, diğer bir deyişle hiperaktivite; dikkat sorunları, dikkat süresinin azlığı, hareketliliğin fazla oluşu ve yetersiz dürtü kontrolü yani ataklıkla belirginleşmiş bir bozukluktur. Bir kişide hiperaktivite var denilebilmesi için yukarıda sayılan problemlerin yedi yaşından önce görülmesi ve aynı zamanda bu belirtilerin normal bir kişide olandan çok daha fazla olması gerekir.

Toplumumuzda çoğunlukla hiperaktivite ile dikkat eksikliği aynı şeylermiş gibi algılanmaktadır. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite farklı kavramlardır. Her hiperaktif birey belirli ölçülerde dikkat eksikliği de yaşar. Ancak her dikkat eksikliği problemi yaşayan bireyin hiperaktif olduğunu söyleyemeyiz.

Tıpkı bunu gibi “yaramaz” nitelemesine maruz kalan çocukların da hiperaktif oldukları söylenir durur. Bu da tümüyle yanlış bir yaklaşımdır. 4-5 yaşlarındaki bir çocuğun yetişkinlerden daha hareketli olması veya dikkatinin yetişkinlerden daha dağınık olması normaldir. Bu hareketlilik ve dikkat eksikliği çocuğun yaşıtlarından farklı algılanmasına neden oluyorsa, onun arkadaş ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyorsa, bu durumda bir hiperaktiviteden bahsedilebilir veya kuşkulanılabilinir.

Bu tanımlamada üç kavram dikkat çekicidir.
1. Aşırı Hareketlilik
2. Dikkatini Verme Problemi
3. Dürtüsellik

Aşırı hareketlilik, bireyin yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında ortaya belirgin bir farklılığın çıkmasıdır. Çocuklar genelde hareketlidirler ki; bu bir çocuk için düşünüldüğünde sağlık belirtisidir. Sağlıklı bir çocuk hareketli olmalıdır. Burada önemli olan bireyin yaşıtlarından belirgin bir farkla hareketli olmasıdır. Aynı zamanda bu hareketlilik bireyin günlük yaşamını, arkadaş ortamını, oyunlarını olumsuz yönde etkiliyorsa ve problemler çıkmasına neden oluyorsa bir sıkıntıdan söz edilebilir.

Dikkatini verme ile ilgili problemlere bakıldığında; dikkatin bir noktada toplanabilmesinde yaşanan sıkıntılar, dış uyaranların dikkat süresini azaltması, düzensizlik, unutkanlık, şahsi eşyalarına sahip çıkamama gibi belirtiler dikkatimizi çeker.

Dürtüsellikte ise sabırsız davranışlar, istekleri erteleyememe, hayırdan anlamama, başkalarının sözlerini kesme, sorulara soru bitmeden yanıtlar verme, acelecilik, sıra bekleyememe gibi özellikler dikkat çeker.

Son 30 yıla kadar hiperaktivite ve dikkat eksikliği iyi tanımlanmamış bir rahatsızlık olarak göze çarpar. Son yıllarda ise bu konu ile ilgili bilimsel araştırma ve bildirilerde yoğun bir artış göze çarpmaktadır.

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği ilk olarak 1970 yılında Amerikan Psikiyatrik Bozukluklar Tanı ve Sınıflandırma Sistemi olan DSM-II’de (Diagnostic and Statistical Manual Disorders) “Hiperkinetik Reaksiyon” tanısı ile yer almıştır.

1980 yılında ise DSM-III’de “Dikkat Eksikliği Bozukluğu” terimi kullanılmaya başlanmıştır. Konulan bu tanı “hiperaktivitesi olan ve olmayan” olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

1987 yılında ise DSM-III-R’de “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu” denilmiştir.

Son olarak 1994 yılında DSM-IV’de “Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozukluğu” genel başlığı altında ele alınmıştır. Bu grup içinde çeşitli alt tanılamalara yer verilmiştir.

Bunlar aşağıda sıralanmıştır.
1. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,
2. Davranım Bozukluğu,
3. Karşıt Olma - Karşıt Gelme Bozukluğu,
4. Başka Türlü Adlandırılamayan Yıkıcı Davranış Bozukluğu

DSM-IV e göre hiperaktivite bozukluğunun üç tipi vardır.
1. Dikkat eksikliğinin belirgin olduğu tip
2. Aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin belirgin olduğu tip
3. Kombine tip


Hiperaktif bir bireye tanı koymak kuşku yoktur ki zor bir iştir. Hiperaktivite tanısı koyacak uzmanın şu aşamaları takip ederek tanı koyması gerekir:
1. Uzman kişinin önce çocukla tanışması ve doğal gözlem yoluyla çocuğu belirli bir süre gözlemesi gerekir. Çocukla ilk tanışmada değerlendirme yapmak sakıncalıdır.
2. Bunun akabinde bir başka gün çocuk ilk değerlendirmeye tabi tutulur. Bu ilk değerlendirmede çocuğa hiperaktivite ile ilgili test ve ölçekler uygulanır.
3. Sonrasında aile ile çocuğun öyküsü alınır.
4. Bunun yanında "3. göz" dediğimiz bir uygulama yapılmalıdır. Çocuğu ve aileyi yakından tanıyan herhangi bir kişi ile (dede, anneanne, babaanne, teyze, amca, dayı, hala, bakıcı, özel öğretmen vb) görüşme yapılması; o kişiden çocuk ve anne-baba ile ilgili bilgiler alınması gereklidir.
5. Bundan sonraki aşama çocuğun varsa öğretmeniyle yapılacak görüşmedir. Öğretmenden detaylı bilgiler alınması sürecidir.
6. Aile ortamının gözlenmesi yani ev ziyaretinin yapılması gerekir.
7. Ev ortamında bireyin haberi olmadan çeşitli zamanlarda (örneğin; çocuk ders yaparken, televizyon seyrederken, yemek yerken, arkadaşıyla oynarken vb) çekilecek video görüntüleri ile bireyin doğal davranışlarının gözlenmesi gerekir.
8. Çocukla son değerlendirmenin yapılması aşamasıdır.

Bunun dışında tanı koyma işleminde dikkat edilecek bir takım konular vardır. Bunların başında hiperaktivitenin ayırıcı tanısının yapılmasıdır. Hiperaktiviteyi çağrıştırabilecek diğer psikiyatrik bozuklukların da dikkate alınması gereklidir. Ayrıca hiperaktiviteye eşlik edebilen “karşıt gelme bozukluğu”, “davranım bozukluğu”, “özgül öğrenme bozuklukları”, “depresyon” ve diğer “duygudurum bozukluları”nın da dikkate alınması gerekmektedir.

Tüm bu aşamaların sonunda çocukta hiperaktivitenin olup olmadığı anlaşılabilir. Bunlar yapılmadan konulacak bir tanı, tanı olmaktan uzaktır.

Maalesef ülkemizde hiperaktif olmadıkları halde hiperaktif damgası yiyen birçok çocuk vardır. Bunun en önemli nedeni hiperaktivite tanısı koyulurken yukarıda bahsi geçen süreçlere dikkat edilmemesidir. Bunun daha kötüsü hiperaktif olmadıkları halde hiperaktivite tanısı alan bireylere ilaç verilmesidir.

Gerçek manada hiperaktif olan bir birey için ilaç alımı gerekli olabilir. Hatta şiddetli vakalarda ilaç alımı şarttır denilebilir. Ancak yukarıda bahsettiğimiz gibi olan yani gerçek manada hiperaktif olmayan bireylere ilaç yazılması son derece yanlıştır ve kötü sonuçlar alınmasına neden olabilir. Bunun içindir ki hiperaktivite tanısı koyma işlemlerinin dikkatlice yapılması ve her aşamanın titizlikle ele alınması çok önemlidir.

Hiperaktivite bozukluğunun belirtileri bebeklik döneminde, okul öncesi dönemde veya okul çağında farklılık gösterebilir. Bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz. Ancak tanı koymak için 6 yaşı bitirmenin gerektiği unutulmamalıdır.

Bebeklerde;
1. Ağlama nöbetleri olabilir.
2. Uykuya dalmakta güçlük çekebilirler.
3. Uyku problemi hem gece hem de gündüz görülebilir.
4. Uyku düzenleri sıklıkla değişir.
5. Sadece ayakta veya beşikte sallanarak uyuyabilirler.
6. Yemek yemeleri genellikle problemlidir.
7. Yemekleriyle, mamalarıyla oynamaktan, üstlerine başlarına bulaştırmaktan zevk alabilirler.
8. Altını değiştirmek anne için bir işkenceye dönüşebilir.
9. Yalancı memeyi terk etmesi çoğunlukla gecikir.
10. Oyuncaklarıyla kırıcı bir biçimde oyunlar oynamayı tercih edebilirler.

Okul Öncesi Dönem Çocuklarında;
1. Her şeyi eline almak isteyebilirler.
2. Kıpır kıpırdırlar. Anneleri böyle çocukları tanımlarken çoğunlukla “düz duvara tırmanır”, “misafirlikte neredeyse ev sahibi bizi kovacak”, “ele avuca sığmıyor” vb ifadeler kullanırlar.
3. Oturduğu yerde bile hareket halindedir.
4. “Otur, yapma, koşma vb” komutları sanki duymuyor gibidirler.
5. Uyku zamanlarında genelde huzursuzdurlar ve uyumak istemezler.
6. Her şeye karşı geliyormuş gibidirler.
7. İnatçıdırlar. İstekleri yerine getirilmediğinde hırçınlaşırlar.
8. Kreşe, yuvaya gitmek istemeyebilirler.
9. Kreşte veya yuvada sürekli ayağa kalkarlar.
10. Genellikle sakardırlar.
11. Bir oyuncakla oynarken onun içini merak ederler. Bu nedenle oyuncakları sıklıkla kırarlar, içine bakarlar.
12. Yemek yerken genelde üstlerine dökerek yerler.
13. Evdeyken sürekli dışarı çıkmak isterler.
14. Yüksek sesle ve hızlı konuşurlar.

Okul Dönemi Çocuklarında;
1. Bir işi yaparken diğer bir işi gözlüyor gibidirler. Başlanan bir işi genellikle yarım bırakırlar.
2. Belli bir süre bir yerde oturamazlar.
3. Sürekli bir hareket halindedirler. Onu izlerken bile yorulabilirsiniz.
4. Kendisiyle konuşulurken sizi dinlemiyormuş gibi bir izlenim edinebilirsiniz.
5. Dikkatleri çok kolay dağılır.
6. Görev ve sorumluluk almada ve bunları yerine getirmede zorlanırlar.
7. Kurallara uymak onlar için son derece güçtür.
8. Sıra bekleyemezler, sabırsızdırlar.
9. Bir şeyleri ezberlemek onlar için zordur.
10. Çok fazla soru sorarlar.
11. Bazı kavramları öğrenmede güçlük yaşarlar.
12. Akademik becerilerde zekâ seviyelerinin gerisindedirler.
13. Arkadaşlarıyla oyunlarında zarar verici davranışlar sergileyebilir.
14. Yeni gittiği bir yerde bile hareketlidirler, çekinmezler.
15. Bu tür çocukların öğretmenleri o çocuğu anlatırken “Sınıf içinde nereye baksam sanki onu görüyorum.” derler.
16. Kendisine sorulan soruları henüz soru bitmeden cevaplandırmaya çalışırlar.
17. Çoğu zaman başkalarının sözlerini keser veya yaptıkları işlere burunlarını sokarlar.
18. Sevdiği bir şey bile olsa 5-10 dakikadan fazla dikkat verip o işi yapamaz.
19. Günlük etkinliklerde çoğunlukla unutkandırlar.

Kuşkusuz bu tür belirtilerin tamamı her bireyde gözlenmez. Ancak bunlardan bir kaçının görülmesi hiperaktivite şüphesini getirir ve detaylı inceleme yapılması gerekebilir.

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği probleminin yaygınlığına baktığımızda Amerikan toplumunda %10 gibi yüksek oranlar karşımıza çıkar. Avrupa ülkelerinde ise %1-2 gibi görece düşük oranlar dikkati çeker. Aradaki yüzdelik farklılıklar kuşkusuz çeşitli nedenlere dayanabilmektedir. Bu farklılıkların en önemli nedeni olarak Amerikan toplumlarında yapılan araştırmalarda hafif şiddette olan bozuklukların da kayda alınması, Avrupa toplumlarında yapılan araştırmalarda ise sadece şiddetli olan vakaların dikkate alınması gösterilebilir. Sonuç ne olursa olsun tüm dünyanın kabul ettiği gerçek şudur: “hiperaktivite ve dikkat eksikliği” bozukluğu dünyada en yaygın gözlenen davranışsal bozukluklardan birisidir. Amerikan Psikiyatri Birliği kitapları, genel yaygınlığın okul çağı çocuklarında %5 olduğunu belirtmiştir ki bu da oldukça yüksek bir orandır.

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği bozukluğunun meydana gelme nedeni ile ilgili birçok araştırma yapılmıştır. Bu bozukluk beyindeki bir zedelenmeden dolayı mı oluşmaktadır, yoksa beyindeki bir yapısal veya işlevsel bozukluktan mı kaynaklanmaktadır? Bunun gibi kalıtımla ilgili yapılan araştırmalar olduğu gibi anne baba tutumlarının etkisi gibi çevresel etkenlerin incelendiği araştırmalar da yapılmıştır. Bu araştırmalardan elde edilen bulgulara bakıldığında en anlamlı sonuçların kalıtımla ilgili olduğu görülür. Bunun yanında çevresel etkenlerin de anlamlı sonuçlar verdiği araştırma sonuçları vardır. Ancak bu araştırmaların, çevresel etkenlerin tek başına etkili bir faktör olmadığını, bu bozukluğa eşlik eden konumda oldukları sonucuna ulaştıkları söylenebilir.

Hiperaktivite problemi şüphesiz anne babaları en çok rahatsız eden problemlerden birisidir. Ancak bu problem tedavi edilebilir bir problem olmanın yanında olumlu bir takım özellikleri de bünyesinde barındırmaktadır. Hiperaktif insanların belirgin özellikleri vardır. Bunlar arasında; enerjik olmaları, esnek olmaları, espritüel olmaları, sıcakkanlı olmaları, üretken olmaları, hoşgörüye daha yatkın olmaları, affedici olmaları gibi özellikler sayılabilir. Tarihteki hiperaktif insanlara baktığımızda ilgi çekici isimler karşımıza çıkar. Albert Einstein, Thomas Edison, Benjamin Franklin, Ernest Hemingway, Dustin Hoffman bunlardan bazılarıdır. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda vardır. Hiperaktivite tedavi edilebilir bir bozukluktur demiştik. Tedavi sonunda bireylerde görülen aşırı hareketlilik, dikkatsizlik, acelecilik, yıkıcılık, sabırsızlık, dikkat eksikliği gibi olumsuz özellikler azalmasına karşılık, yukarıda sayılan olumlu özellikler, ortadan kalkmadığı gibi aksine bazı özelliklerin (sıcakkanlılık, esneklik, üretkenlik gibi) fazlalaşabildiği, daha verimli hale geldiği gözlenmektedir.

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği son zamanlarda adından sıkça söz edilen ancak ilaçsız çözüm yolları konusunda yeterince bilgiye ulaşılmayan bir konu olarak göze çarpmaktadır. Hiperaktiflerin -yoğun ve ağır bir hiperaktivite vakası olmamak şartıyla- ilaçsız tedavileri mümkündür. (Yoğun ve ağır vakalarda ilaç alımı olumlu sonuçlar verebilir.) Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan bireylerde hafıza, dikkat ve konsantrasyon ile ilgili tüm detaylar dikkate alınarak hazırlanabilecek çözüm yollarıyla bu bozukluktan kurtulmak mümkündür. Bu tür tedavi yöntemlerinde beynin sağ ve sol loblarının birlikte çalışmasını mümkün kılacak yöntem ve egzersizlerle olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

Bilindiği gibi beynin sağ ve sol lobları farklı fonksiyonlar icra etmektedirler. Sol lob daha çok akademik faaliyetlerde, ayrıntıları görebilmede başarılıyken, sağ lob şekilsel, duygusal, resimsel faaliyetlerde ve bütünü görebilmede daha başarılıdır. İnsanların genelinde bir lob etkin olarak çalışmaktadır. Sağ ve sol lobun birlikte aktif çalıştırılması ise hafızanın gelişimi anlamına gelmektedir. Bu da konsantrasyonun yani dikkatin artması anlamına gelir. Kişi sağ ve sol lobu birlikte çalıştırabilmeyi ne kadar başarabilirse o oranda dikkat süresi artacaktır.

Uygulamalı dikkat ve konsantrasyon egzersizleriyle kişi, beynini geliştirebilir ve var olan dikkat eksikliğini önemli ölçüde azaltabilir. Bu, beyni etkin bir şekilde kullanabilmek anlamına da gelmektedir. Sağ ve sol lobun birlikte çalışması; sağ ve sol lobu bir birim olarak düşünürsek, 1+1=2 anlamına gelmez. Sağ ve sol lobun toplamı bazen 3, bazen 10, bazen 100, bazen de 1000’dir. Sağ ve sol lobun birlikte çalışması, beynin sağ ve sol lobu birbirine bağlayan sinir liflerinin gelişmesini de beraberinde getirir.

Albert Einstein öldüğünde, onun nörolog olan arkadaşı Doktor Harvey, Einstein’in beynini çıkartarak incelemiştir. Çünkü ona göre böyle bir insanın beyni farklı olmalıdır. Ancak yaptığı incelemelerde diğer insanlardan belirgin hiçbir fark bulamamıştır. Bulduğu tek fark bu bahsettiğimiz sağ ve sol lobu birbirine bağlayan sinir liflerinin daha güçlü oluşudur. Albert Einstein beyninin her iki lobunu da aktif olarak kullanmaktaydı. Albert Einstein’in de bir hiperaktif olduğunu düşünürsek bu bilgi daha dikkat çekici boyuta ulaşır.

Sonuç olarak hiperaktivite problemi ilaçsız çözüm yolu olan bir bozukluktur. Kuşkusuz şiddetli hiperaktivite vakalarında ilaç alımı gereklidir. Ancak ülkemiz koşulları düşünüldüğünde yukarıda bahsedilen nedenlerden ötürü hiperaktif olmayan, dikkat eksikliği yaşayan birçok birey hiperaktif tanısı almakta ve bu bireylere gerek olmadığı halde ilaç yazılmaktadır.