Anima Psikoloji Danışmanlık Merkezi

Çocuklara Yönelik Hizmetler

ÇEKİNGENLİK / UTANGAÇLIK

Çekingenliğin tanımı:
“Sosyal ortamlardan kaçışa benzer davranışlar sergilemek; tanımadığı birisiyle aynı ortamı paylaşmaktan rahatsızlık duymak; çok yakını olmayan kişilerle iletişime girmede güçlük çekmek; olumsuz değerlendirileceği, yargılanacağı, eleştirileceği korkusunu yoğun şekilde yaşayarak sosyal ortamlardan uzaklaşmakla karakterize davranış ve düşünce kalıplarıdır.”

Çekingenlik, kuşkusuz sosyal ve duygusal gelişim alanının yeterli ve sağlıklı gelişmemesi anlamına gelir. Çocuğun sosyal ve duygusal anlamda gelişimi için birtakım unsurlar yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu unsurların başında sevgi, ilgi, yakınlık, merhamet, disiplin sayılabilir. Elbette hemen her anne baba çocuğuna yukarıda sayılan unsurlar eşliğinde yaklaşmaktadır. Sevgi sunmayan bir anne kadar tamamen ilgisiz bir baba da kulağa mantıklı gelmemektedir.

Burada vurgulamak istediğim şey, önemli olanın, sunulan bu unsurların neler olduğunda değil nasıl olduğundadır. Karnı tok birisine yemek ısmarlamak veya susamamış birine zorla su içirmek ne kadar mantıksız ve gereksizse; aynen onun gibi o anda sevgi istemeyen birine sevgi sunmak veya tersine sevgi bekleyen birisine ilgisiz davranmak da benzer etkiler verecektir.

Anne babalar şunu bilmelidirler ki çocuk yetiştirmek avucun içinde tutmaya çalıştığınız ıslak bir sabuna benzer. Sabunu gevşek tutmanız avucunuzdan kayıp gitmesine, fazla sıkmanız da benzer şekilde elinizden fırlayarak çıkmasına neden olabilir. Farkında olarak veya olmayarak yapılan baskıcı, eleştirel, yargılayıcı vb tutumlar çocuklarda iki ana sonuçla sonuçlanır. Baskıcı, eleştirel, yargılayıcı tutumlar çocuğun karakteristik özelliklerine göre ya çocuğun asileşip saldırganlaşmasıyla veya içe kapanarak çekingen olmasıyla sonuçlanır. Katı tutum sergilemek çocuğu asi veya çekingen yapar.

Bunun gibi merhamet konusunda da ölçüyü kaçırırsanız istenmedik durumlar ortaya çıkabilir. Fazla merhametli davranmak, çocuğu fazla kollamak, korumak çocuğun dış etkenler karşısında kendini çaresiz, savunmasız hissetmesiyle sonuçlanabilir. Çocuğa fazla karışmamak, onu sıkmamak da size karşı ilgisiz olması, topluma yabancılaşması ile sonuçlanabilir. Orta tutum birçok durumda faydalıdır. Çocuklara yaklaşımlarda da buna dikkat etmek gerekir.

Çocuklara yaklaşım konusunda birtakım kavramlarda yanlış algılamalara sahip olduğumuz görülmektedir. Bu konuda akla ilk gelen kavramlardan birisi ‘disiplin’ kavramıdır. Disiplin kavramı -diğer pek çok kavramda olduğu gibi- bizim yanlış algıladığımız kavramlardan biridir.

Örnek olarak ‘ceza’ kavramı gösterilebilir. ‘Ceza’ kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir ve kelime karşılığı ‘karşılık’tır. Yapılan bir işin, davranışın karşılığıdır ceza ile kastedilen. Kur’an-ı Kerim olumlu işler yapanların da olumsuz işler yapanların da göreceği karşılığı ceza kavramıyla anlatır. (Nebe Suresi: 26-36) Buna benzer şekilde ‘eleştiri’ kavramı da yanlış bilinen ve kullanılan kavramlardan biridir. ‘Eleştiri’ kavramını Türk Dil Kurumu şu tanımla vermektedir: “Yapılan bir işin, bir davranışın, bir eserin vb olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte değerlendirip sonuç çıkarmaktır.”

Burada dikkat edilmesi gereken konu olumlu ve olumsuz tarafların birlikte değerlendirilmesidir. Ancak bizler ‘eleştiri’ söz konusu olduğunda nedense hep olumsuz taraflara dikkat edilmesi gerektiğini anlarız.

Aynen bunlar gibi ‘disiplin’ kavramı da nedense hep olumsuz manalar çağrıştırır bize. Oysa disiplin sağlıklı sınırlar koymaktır. Düzeltmek ve iyileştirmek adına kurallar belirlemektir.

Çekingen bir çocuk basit bir yaşantıda bile (örneğin tanımadığı bir ortama girdiğinde, yabancı biri ona adını sorduğunda, daha önce görmediği çocuklar onu oyuna çağırdıklarında vb) kendilerini gergin, huzursuz hissederler. Bu gibi durumlardan rahatsız olup bir an önce o ortamdan uzaklaşmak isterler. Bu da pek tabi çocuğun sosyal ve duygusal anlamda yeterince gelişememesiyle sonuçlanır.

Çekingen bir bireydeki en büyük eksiklik, sağlıklı bir kişilik gelişiminin olmazsa olmaz şartı olan “kendine güven” eksikliğidir. Çocuk, bebeklik döneminin bitimiyle birlikte karşısına çıkan durumlara göre hareket etmek ve bir bakıma kararlar vermek durumundadır. Yani bir anlamda çocuk, sürekli bir seçim faaliyeti içindedir.

Karşısına çıkan ve bir anlamda sonucunun ne olacağı belli olmayan yeni durumlara ‘kendine güven duygusu’ gelişmiş bir çocuk, anne baba olarak sizin desteğinizi arkasında hissettiği için daha rahat atılıp girişimlerde bulunabilecekken; çekingen çocuk bu gibi yeni durumlarda ‘kendine güven duygusu’ eksikliği nedeniyle girişimde bulunmamayı tercih edecektir. İşte bunun içindir ki çekingenlik nedenlerinin hangisine bakarsak bakalım karşımıza bu ‘kendine güven duygusu’nun eksikliği çıkacaktır.

Anne babalar -kuşkusuz iyi niyetli olarak- çocuklarına adeta bombardımanı andıran tehlikeli telkinler ve mesajlar yollarlar. Kuşkusuz her anne baba çocuğunu iyi yetiştirmek ister. Kusursuz ve üstün nitelikli bir çocuğu hangi anne baba istemez ki? Ancak bahsettiğimiz bu mesaj bombardımanı çocukların böyle olmalarındaki en büyük engeldir.

Şimdi lütfen çocuklarınıza gönderdiğiniz ihtarları, düzeltmeleri, telkinleri bir düşünün. Ne kadar da çok değil mi? Hangi anne baba çocuklarına, “olmamış”, “yanlış yapmışsın”, “daha iyisini yapabilirdin”, “bu senin yapabileceğinden çok kötü”, “böyle yapma”, “neden yaptın?” “sus”, “çok konuşuyorsun”, “bunun yanlış olduğunu görmüyor musun?”, “bir bebek gibi davranıyorsun” ve bunlara benzer iletiler göndermemiştir?