Anima Psikoloji Danışmanlık Merkezi

Çocuklara Yönelik Hizmetler

ÇALMA DAVRANIŞI / HIRSIZLIK

Çalma veya hırsızlık olarak adlandırılan durum, kişinin kendine ait olmayan bir nesneyi, o nesnenin sahibi olan kişiden izni dışında ve haberi olmadan alması, kendinin etmesidir. Çalma davranışı anne babaların en çok tepki gösterdikleri konulardan birisidir.

Çalma veya hırsızlık tarih boyunca hep ayıplanan, sıklıkla da kişinin cezalandırılmasıyla sonuçlanan bir davranıştır. Hemen bütün dinler çalmayı ayıplamış ve günah kapsamına almıştır. Hiç kuşku yoktur ki çalma davranışı gösteren bir çocuk dikkate alınmalı ve incelenmelidir. Çocuğu çalmaya iten sebep araştırılmalı ve düzeltme yoluna gidilmelidir.

Kuşkusuz çalma davranışı bir uyum ve davranım bozukluğudur. Ancak çalma olayında en belirleyici faktör yaştır. Okulöncesi dönemde çocuğun yaptığı çalma davranışı bu tanımlamaya girmez. 6 yaş öncesi çocuklarda “sahiplik-mülkiyet duygusu” tam olarak gelişmediği için bu yaşlardaki çocukların bu tür davranışları çalma olarak adlandırılamaz.

Bu dönem çocukları benmerkezci yapıları gereği çevrelerinde gördükleri her şeyi kendilerinin zanneder ve sahip olmak isterler. 4 yaşındaki bir çocuk market gezmesinde hoşuna giden bir şeyi alıp cebine koyabilir. Bu bir çalma değildir. Çocuk için “onun”, “senin” gibi kavramlar yoktur. Çocuğun bildiği sadece “benim” kavramıdır.

Bebeklik çağı çocuklarında mülkiyet kavramı yoktur. Çocuk sahip olmanın ne demek olduğunun bilincinde değildir. Okul öncesi dönem çocukları da bir mülkiyet kavramına sahip değillerdir. Ancak yine de bir şeylerin izinsiz alınmayacağını, alınmaması gerektiğini bilebilir. Ancak yine de dürtülerini kontrol edemeyebilir. 6-8 yaş grubu ise çalma davranışının en sık görüldüğü dönemdir. Çocuk hoşuna giden her şeyi izinsiz alabilir.

Sınıf arkadaşının kokulu bir silgisi, renkli bir kalemi çok hoşuna gidebilir ve içindeki dürtüyü çocuk kontrol edemeyebilir. Masanın üzerinde unutulmuş bozuk parayı alıp bakkala koşabilir. Bu yaş çocuklarında görülen çalma davranışında ailelerin tepkilerini çocuklar tam olarak anlayamazlar. Hatta çoğunlukla buna bir anlam veremezler. Bunun en belirgin nedeni mülkiyet kavramının tam olarak gelişmemiş olmasıdır.

Çocuklar neden çalar?

Çocuğun kendini değersiz hissetmesi, ailesinin onun biricikliğine saygı duymaması gibi nedenler çocuğu çalmaya itebilir. Çocuk bir konuda yetersizlik hissediyor ve bunu, çalma davranışıyla, daha doğrusu çaldığı nesne ile kapatmaya çalışıyor olabilir. Kendini değersiz hisseden bir çocuğun problem davranış sergileme olasılığı artar.

Çocuk ailesinin davranışlarıyla değersizliğini temellendirir ve giderek daha özgüvensiz bir duruma gelir. Özgüveni eksik olan çocuk da kendini bir şekilde telafi etmeye çalışır. Bu da çalma davranışı anlamına gelebilir. Çocuğun çaldığı şey veya anne babadan aşırdığı şey, ailesinin ona sunduğu eksik değerin yerini alabilir; çaldığı şey o duygunun imgesi haline dönüşebilir, onu sembolize edebilir.

Bazı hatalı anne baba tutumları da çocuğu çalma davranışına itebilir. Baskıcı, aşırı disiplinli, gevşek veya mükemmeliyetçi anne baba tutumları çocuklarda çalma davranışını tetikleyebilir. Çocuğundan her konuda mükemmel işler bekleyen aileler, çocuğa birçok konuda baskı uygulayan aileler, çocuğa yeterli ilgi ve sevgi sunamayan aileler, çocuğu herhangi bir yaşıtıyla veya kardeşi ile kıyaslayan aileler farkında olmadan çocukları için çalma davranışına zemin hazırlamış olabilirler. Çocuk anne babasının bu gibi olumsuz tutumları karşısında anne babasından öç almak adına çalabilir. Çocuk bu şekilde kendisini anne babasıyla hesaplaşmış sayabilir.

Ailenin kıyaslaması olmaksızın kardeşlerini veya herhangi bir yaşıtını kıskanan, onun gibi olmak isteyen bir çocuk da çalma davranışı sergileyebilir. Onun sahip olduğu maddi veya manevi bir şey çocuğun haset duygularını kabartabilir ve bu da çalma davranışı ile kendini gösterebilir.

Çocuğa ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde harçlık verilmemesi veya hiç harçlık verilmemesi de çocuğu çalma davranışına itebilir. İhtiyaçlar yaşamın her döneminde vardır ve ihtiyaçların karşılanmaması her bireyi olduğu gibi çocukları da huzursuz edebilir. Çocuk bu eksikliklerini gidermek adına bir şeyler çalabilir.

Çocuk, kendini bir gruba ait hissetmek veya bir gruba girebilmek adına da çalma davranışı gösterebilir. Ait olmak istediği gruptaki çocukların sahip oldukları şeylere kendisi de sahip olmak adına bir şeyler çalabilir. Bunlar gibi sebepler çocukları çalma davranışına itebilir.

Çocuklarda görülebilen çalma davranışları karşısında aileler çeşitli tutumlar sergilerler. Kimi aileler çocukları bir şeyle korkutarak (örneğin polisle) çocuğun o davranışı bir daha yapmamasını sağlamaya çalışır. Bir başka aile çok telaşlanabilir ve ne yapacağını şaşırır; uygun tutumu seçmekte zorlanır. Bir diğer aile çocuğu azarlar, çocuğa bağırır, hatta çocuğu döver.

Kuşku yoktur ki her aile bu tür davranışları iyi niyetiyle yapar. Temel amaç ‘çocuğum hırsızlığa alışmasın, bunu huy edinmesin’dir. Ancak yapılan bu tarz davranışlarla, çocuğun çalmanın, hırsızlığın kötü bir şey olduğunu anlama ihtimali neredeyse sıfırdır. Yapılan davranışla (örneğin annenin çocuğu dövmesi ile), ailenin niyeti arasındaki uçurumu görebiliyor musunuz? Hiçbir çocuk “annem beni iyiliğim için dövdü” demeyecektir.

Peki, aileler çalma davranışı karşısında neler yapabilir? Şimdi bu konuyu açıklamaya çalışalım.

Herhangi bir problemde, nedenlerin anlaşılması bizi çözümlere götürür. Çocuğu çalma davranışına iten sebeplerin ortadan kaldırılmaya çalışılması çalma davranışının önlemleri olarak sayılabilir.

Birinci olarak çocuklarda mülkiyet kavramının gelişmemiş oluşunu neden olarak saymıştık. Bu konuda ailelerin yapabileceği iyileştirme çabaları yerinde olacaktır. Küçük yaşlardan başlanarak çocuklara mülkiyet kavramı verilmeye çalışılmalıdır. Çocuğun ihtiyaç hissettiği eşyalar alınmalı, çocuğa bunların sahibinin kendisi olduğu özellikle söylenmelidir. Hatta onun izni olmadan eşyalarını bir başkasına vermemek gerekir. Siz onun eşyalarına saygı göstermeyi başarırsanız, çocuk da başkalarının eşyalarına saygı duymayı öğrenebilecektir. Bu, aynı zamanda başkalarının eşyalarının izinsiz alınmayacağını da öğretmek anlamına gelir.

Şayet aileler sergiledikleri tutumlar, yaptıkları davranışlarla çocuğun kendini değersiz hissetmesine sebebiyet verdilerse her şeyden önce bunun farkına varmaya çalışmalıdırlar. Çocukla doğru iletişime girmek, doğru iletişim tekniklerini öğrenip hayata tatbik etmek hemen her zaman işe yarar. Aileler hatalı tutumlarının farkına varmalı ve alternatifler geliştirmelidir. Tıpkı bunun gibi çocuğu herhangi bir konuda, herhangi biri ile kıyaslama yapmaktan kaçınmalıdırlar.

Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde ve tabii ki ailenin maddi imkânları ölçüsünde çocuklara harçlık vermek, çocuğun çalma davranışına yönelmesini engelleyebilir. Yaşıtlarından gelişimsel anlamdaki eksiklikleri -eğer varsa tabii- hissedebildikleri gibi maddi olanaklar olarak da eksiklikleri görür ve kıyaslama yaparlar. Yaşıtı olan bir arkadaşının sahip olduğu şeyin kendisinde de olmasını isteyebilir. Bunun gibi nedenlerden ötürü çocukların ihtiyaçlarının imkân dâhilinde karşılanması önemlidir.

Eğer çocuk çalma davranışı sergilediyse sessiz kalınmamalıdır. Ancak sessiz kalınmaması çocuğu korkutmak, ayıplamak, kendini suçlu hissetmesine sebep olmak, çocuğa şiddet uygulamak, bağırıp çağırmak anlamlarına da gelmemelidir.

Çocuğa yaşına uygun olabilecek ve çok fazla detaya girilmeden açıklama yapılmalıdır. Yaptığı davranışın uygun olmadığı anlatılmalı, aldığı eşyanın sahibinin eşyasının kaybolduğunu gördüğünde üzüleceği anlatılmalıdır. Çocuk sırf rencide olmasın diye veya “aman karşı tarafa mahcup olmayalım” gibi bahanelerle sessiz kalınmamalıdır. Bunun yapılması çocuğun, çalmanın olumsuz anlamda önemini anlamamasına neden olacağı unutulmamalıdır.

Kleptomani

Aslında hırsızlıkla birebir uyuşmamasına karşın çoğunlukla çalma-hırsızlıkla kleptomani kavramları birbirleriyle karıştırılır. Çalma davranışı; “kişinin kendine ait olmayan bir nesneyi, o nesnenin sahibi olan kişiden izni dışında ve haberi olmadan alması, kendinin etmesi” şeklinde tanımlanabilir.

Kleptomani ise şu şekilde tanımlanabilir:

“Kleptomani; maddi değeri düşünülmeden ve genelde maddi açıdan ciddi bir karşılığı olmayan nesneleri, çalan kişinin ihtiyacının da olmamasına veya hemen kullanmayacak olmasına karşın, kişinin o nesneyi çalmak için, içinde karşı koyamadığı bir dürtü hissetmesi ve bu dürtüye yenilmesidir.”

Kleptomaniyi genel manada ‘zorlantılı çalma hastalığı’ olarak da tanımlayabiliriz. Kleptomanlar genelde maddi açıdan durumu iyi olan hatta iyi eğitim almış, iyi bir meslek sahibi olan kişilerdir. Kleptomanlar çoğunlukla maddi değeri olmayan şeyleri tercih ederler. Çaldıkları, genelde “marketten çiklet aşırmak, masa üzerinde gördüğü kalemi çalmak” gibi maddi açıdan değersiz şeylerdir. Kleptomani davranışında yapılan iş çoğunlukla kendiliğinden gelişir.

Önceden planlanmış bir durum değildir, aniden gerçekleşir. Herhangi birine karşı geliştirilmiş bir davranış, bir öç alma gibi bir durum yoktur. Kleptomanlar genelde bu davranışları çocukluktan gelen bir alışkanlıkla yaparlar. Aynı zamanda kişi yaptığının yanlışlığının farkındadır ve suçluluk duymaktadır. Ancak içindeki dürtüye engel olamamaktadır. Kişinin bu davranıştan önce hissettiği gerilim, davranış gerçekleştirildikten sonra genellikle hazza, mutluluğa, rahatlamaya dönüşür. Kişi davranış öncesinde suçluluk duyarken davranış sonrasında yaptığından haz alır.

Kısacası kleptomani ile çalma birbirlerinden -tamamen olmasa da- farklılık arz eder. Her kleptomani vakası bir çalma davranışıdır. Ancak her çalma bir kleptomani vakası değildir. Kişiyi çeşitli nedenler çalmaya iterken, kleptomanide en belirgin neden içten gelen dürtünün engellenemeyişidir.

Çalma davranışı belli bir niyetle yapılırken kleptomani davranışı belirgin bir niyete hizmet etmez.