Anima Psikoloji Danışmanlık Merkezi

Çağın Tehlikesi İnternet !

Çağın Tehlikesi İnternet !

ÇOCUK VE TELEVİZYON & İNTERNET

“Boş zaman yoktur; boşa geçen zaman vardır.”

Tagore

 

“Zaman öldürmek en pahalı harcamadır.”

Balzac

 

Eskiden toplumsallaşma denildiğinde akla ilk gelen şeylerin başında anne, baba, arkadaş grupları ve öğretmenler gelirdi. Günümüzde ise bunun yerini başta televizyon olmak üzere internet, radyo, dergi ve gazeteler almış bulunmaktadır.

Televizyon, internet ve gazeteler ise bu etkiyi oluşturan en önemli kitle iletişim araçlarındandır. Bu iletişim araçlarından en çok etkilenenlerin başında çocuklar gelmektedir. Kuşkusuz bu gibi iletişim araçları yetişkin insanları da etkisi altına almaktadır.

Kitle iletişim araçlarının temel işlevi toplumu bilgilendirmek, toplumsal sorunlara çözümler getirebilmek ve toplumda belli değerlerin oluşumuna yardımcı olmaktır. Hâlbuki günümüzde kitle iletişim araçlarının faaliyetlerine bakıldığında bunlardan çok uzak oldukları görülmektedir. Yapılan araştırmalar ergenliğe girene kadar bir çocuğun yaklaşık olarak 12 bin şiddet eylemine tanıklık ettiğini göstermiştir.

Zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal gelişimleri henüz tamamlanmamış çocuklar düşünüldüğünde bunların olumsuz etkisi tartışma götürmez bir gerçek olarak önümüzde durur. Şiddet karşısında çocuklar çeşitli tepkiler gösterebilirler. Bazı çocuklarda korku faktörü ön plana çıkarken bazılarında içekapanıklılık baş gösterebilir. Benzer şekilde bazı çocuklarda saldırganlık, şiddete eğilim artışı olabilirken bazılarında ise gece korkuları görülebilir. Sonuç ne olursa olsun çocuk için bir olumsuzluk söz konusudur.

Çocuklarda doğuştan gelen bir özellik olarak zaten dürtü kontrol eksikliği vardır. Bir de şiddet içeriklerine maruz kalma çocuklarda genellikle şiddete eğilimde artışlar gösterir.



 

Uzun saatler boyunca televizyon karşısında vakit geçiren bir çocuk için birçok tehlike söz konusudur. Bunların başında hareketsizlik nedeniyle bedensel gelişimin sağlıksız ve yetersiz oluşu gelir. Hareketsizlik aynı zamanda çocuklarda sinirli bir ruh halinin gelişimine de neden olur. Buna televizyondaki şiddet içerikleri de eklendiğinde karşımıza çıkabilecek tablo hiç de iç açıcı değildir.

Bunun yanı sıra uzun süreli televizyon seyretme çocuklarda çeşitli göz rahatsızlıklarına da davetiye çıkartır. Çocukları uzun süreler televizyona maruz bırakma çocuğun zihinsel dünyasını ve kültürel, sosyal gelişimini televizyona emanet etmekle eş anlamdadır. Bunun yanında televizyon programlarında şiddet içerikli yayınların yanı sıra cinsel içerikli yayınların da olduğu unutulmamalıdır. Küçük yaşta cinsel içeriklere maruz kalma çocuklarda ciddi problemler oluşturabilir. Günümüzde yapılan incelemeler ergenliğe giriş yaşının 12-13 yaşlarından 9-10 yaşlarına kadar düştüğünü ortaya koymaktadır. Bu üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sonuçtur. Bu konuda medya yayın organlarına büyük görevler düşmektedir. Ancak maalesef medya yayın organları bırakın bu tarz yayınlar yapmayı engellemeyi tam tersine olarak, sırf reyting uğruna, bu tür yayınlara özel programlar yapmaya başladılar.



 

Özellikle haber programlarında gösterilen madde bağımlılığı, hırsızlık, kapkaç, tecavüz, çocuk kaçırmalar gibi toplumun tamamını ilgilendirmeyen haber konularını haber başlıklarına taşıyarak ve bunları özel vurgularla sunarak bu duruma çanak tutmaktadırlar.

Bu durumda bizlere yani ailelere önemli görevler düşmektedir. Anne babaların televizyon programlarını önceden takip ederek çocukların seyredebilecekleri programları belirlemeleri gerekmektedir. Bunun yanında çocukların televizyon seyretme saatlerini azaltma anlamında da uygulamalar yapmak gerekir. Tabi bunu yaparken televizyondan kısıtlanan bu zaman boşluğunun gerektiği şekillerde doldurulması da önem arz eder.

Çocukla ilgilenmek, beraber bir etkinlik yapmak, hatta uzun uğraşlar gerektiren etkinlikler tasarlayarak -örneğin kibrit çöplerinden bir ev yapmayı tasarlamak ve her gün evin bir bölümünü tamamlamak gibi etkinlikler- bunlara çocuğun dikkatini çekmek gerekmektedir.

Alınabilecek tüm önlemlere rağmen yine de çocuklar şiddet içerikli programlara maruz kalabilirler. Bu gibi durumlarda çocuklarla konuşmak, hissettiği duyguyu anlamaya çalışmak, duygusunu ifade etmesine olanak tanımak ve çocuk bunu yaparken de duygusu üzerine yorumlarda bulunmamak, eleştirmemek bu gibi içeriklerin çocuk üzerindeki etkisini azaltabilir.



 

Televizyondan bu kadar bahsettik. Biraz da internet konusunu sizlerle paylaşmak istiyorum. İnternet de tıpkı televizyon ve diğer kitle iletişim araçları gibi maalesef olumsuz örneklerle dolu. Bunun yanı sıra internet televizyondan farklı olarak kontrolün çocukta olduğu bir iletişim aracıdır. Kontrolün çocukta oluşu interneti maalesef televizyon ve diğerlerinden daha tehlikeli yapar. Ailelerin birçoğu internet kullanma konusunda yetersizler.

Pek çok aile çocukların ödevlerine yardımı olur düşüncesiyle evine bilgisayar alıyor ve internet bağlantısı yaptırıyor. Ancak çocuklar bu aleti ders için kullanmak yerine hiç de sağlıklı olmayan birçok oyun için kullanmayı tercih ediyorlar. Kan ve şiddet yüklü bu oyunların çocuklar için son derece zararlı olduğunu sanırım söylemeye gerek yok. Üstelik çocuklar bu oyunların bağımlılık etkisiyle bilgisayar karşısında saatlerini harcıyorlar.

Bu oyunların içeriğine bakıldığında hemen hepsinin güçlü olmayı, kazanmanın her şeyden üstün olması gerektiğini, hırsı körüklediğini; paylaşmak, yardımlaşmak, acımak, merhamet göstermek gibi duyguları ise hiçe saydığını söyleyebiliriz.

Çocuklar ve gençler sanal ortamlarda kazanarak bir nevi gerçek dünyadan kaçış sergilerler. Gerçek dünyada elde edemeyecekleri başarıları sanal ortamda sağlayarak yapay bir mutluluk yaşarlar. Bu mutluluk ilerleyen zamanlarda bağımlılığa dönüşerek ciddi bir haz kaynağı olabilmektedir.

Çocuklar aynı zamanda bu aletlerin yaydığı radyasyona da maruz kalırlar. Bu radyasyon da ne yazık ki beyin hücrelerinin baş düşmanı konumundadır.

Tüm bunların dışında çocuklar iyi niyetli olsalar bile karşılarına kötü içerikli sitelerin çıkması kaçınılmazdır. Çocuk, ödevi adına arama motoruna bir şeyler yazar. Karşısında çıkan siteyi tıkladığında ise çoğunlukla bir reklam sitesiyle karşı karşıya kalır. Ne yazık ki bu reklam sitelerinin hemen hepsi cinsel içerikli sitelerdir. Bu siteler yasal anlamda 18 yaş üzerine hizmet vermektedir. Ancak bunu denetleyecek bir mekanizma yoktur. Eğer bilgisayara özel bir program yüklenmemişse çocuk bu tuzağa kolayca düşebilir. Yetişkinler için bile çoğunlukla kaçınılmaz olan bu sonuç, çocuk için daha cazip olduğundan, çocuk bu tuzaklara düşer.


 

Alışkanlıklara baktığımızda genellikle karşımıza iç disiplin eksikliği ve irade zayıflığı çıkar. Tıpkı bunun gibi internet bağımlılığı da bu sebeplerden oluşur. İnternete bağlandığınız andan itibaren yüz binlerce seçenekle karşı karşıya kalırsınız. İstediğinizi yapmak elinizdedir. Yaptığınız şey ne olursa olsun tamamen özgürsünüzdür. Çünkü kimse ne yaptığınızı bilmez. Bu, insana başlangıçta hoş gibi gelse de zamanla düşüncelerimiz değişir, her gün biraz daha gerçek hayattan kopabiliriz.

Sanal ortamda her gün bir yenilikle karşılaştıkça, yeni şeyler öğrendikçe ve bunlar haz verici şeyler oldukça; şunu da bilmeliyiz ki bunlar beyin kimyamızı da değiştirmektedir. Yapılan iş zevk ve heyecan verici bir nitelikte ise beynimiz “dopamin” adı verilen bir kimyasal salgılar. Bu salgının artışı demek düşünce yapımızı şekillendiren şey demektir. Bu gerçekleştiğinde yaptığımız şeyle yatar, yaptığımız şeyle kalkarız. Biz yetişkinler için durum böyleyken çocuklarımız için neler olduğunu sanırım anladınız.

Eğer çocuğunuzun sizden uzaklaşmaya başladığını hissediyorsanız, sizinle olan iletişiminin gün be gün azaldığına şahit oluyorsanız bilin ki tehlike çanları çalıyor demektir.

Güzel bir nimet olan televizyon ve internet gibi kitle iletişim araçları ne yazık ki gereği gibi kullanıl(a)mamaktadır. Güzeli güzel kılmak ise elimizdedir. Unutmayalım ki hayatta yaptığımız hemen her şey seçimlerimizdir.

 

SAĞLIK VE ESENLİK DİLEKLERİMLE..