Anima Psikoloji Danışmanlık Merkezi

Çocuk ve Allah

Çocuk ve Allah

Çocuklarda Maneviyat Gelişimi

“Herkes korktuğundan kaçar; yalnız Allah’tan korkan O’na yaklaşır.”

Ebu’l Kasım

 

Çocuklara ‘Allah’ kavramını vermenin en ideal zamanı çocuğun ‘Allah’ ile ilgili sorular sormaya başladığı zamandır. Çocuklar belirli bir gelişmişlik düzeyinden sonra bir takım özelliklere haiz olurlar. Bunların başında çocukların görmedikleri şeylere de rahatlıkla inanmaları gelir. Bir diğeri ise sonsuz bir merak duygusuna sahip olmalarıdır. Biz yetişkinler için tanıdık olan nesne ve varlıklar onlar için merak konusudur. Çocuk her şeyi merak eder ve sorular sormaya başlar. Genel olarak soru sorma yaşı 2 yaşın sonlarına doğru başlayarak 4-5 yaş dolaylarında artarak devam eder. Bu dönem çocuğun manevi dünyasını beslemek adına en uygun dönemdir.

Her doğum bir başlangıçtır. Yenidoğan bir bebek evrendeki nesneleri öğrenecek, sesleri duyacak, kelimelerin anlamını kavrayacak, tatları tadacak, kokuların farkına varacak bir adaydır. Bu aday, tamamen yabancı bir yere gelmiştir ve karşısına çıkan her şeyi merak eder bir durumdadır. Çocuklar yerlerinde duramaz; nesnelere dokunur, kurcalar, atar, tutar, inceler, ısırır, anlamaya çabalar vs. Tüm bunlar çocuğun evrenle bağlantı kurması, evrenin içinde oluşu anlamlarına gelir. Çocuk evrenin içine girmiştir; öğrenme yoluyla yavaş yavaş evren de çocuğun içine girmeye başlar.

Şu an kendimize baktığımızda, daha doğrusu tecrübelerimize baktığımızda, evrenin bizim içimizde oluşunu rahatlıkla görebiliriz. Biz yanımızda olmasa da bir karpuzun tadını, ahşabın kokusunu, bir papatyanın şeklini, rüzgârın serinletici etkisini, yıldızları, galaksileri vb içimizde taşırız. Bir anlamda yaşadıklarımız sonucunda evren bizim içimize girmiştir. Evrenin içine giriş, doğumla birlikte anneye bağlanma olarak başlar. Bunu babaya bağlanma, ilişki halinde olduğu nesnelere bağlanma ve geniş manada evrendeki tüm varlıklara bağlanmaya doğru bir gidiş izler.




 

Örneğin çocuk kendisine alınan bir hayvana bağlanır. Yanında değilken bile o hayvan çocuğun içindedir artık. Hayvanı ölse bile çocuk onun özelliklerini içinde tutabilir. Yıllar sonra da olsa hatırlayabilir. İşte bu, evrene bağlanmaktır. Bu bağlanışlık çocukların duygusal zekâlarının gelişimi için çok önemlidir. Ancak duygusal anlamda zekânın gelişmesi için bağlanmanın tutarlı, manidar ve geniş olması gerekir.

Nesnelerle sığ ve yüzeysel ilişkiler çocukların dünyalarında boşluk hissi oluşturabilir. Derin, anlamlı, tutarlı ilişki duyuların kullanılmasını gerektirir. Günümüzde sadece çocuklar değil biz yetişkinler de nesnelerle, genel olarak duyularımızı kullanmadan sığ ve yüzeysel olarak ilişki kurmaktayız. Elimize aldığımız bir kavunu yerken düşünmeden yiyoruz. Kokusu hissedilmeyen, şekli incelenmeyen, sadece tadına endeksli bir yiyiş. Hâlbuki aynı kavunu, yemeden önce şöyle bir koklasak, şeklini, kabuğunun desenini incelesek, içindeki çekirdeklerin dizilişini fark edebilsek kavunla kurduğumuz ilişki derin, anlamlı ve tutarlı olurdu.

Yüzeysel ve sığ ilişki insanı sıkar, bıktırır, bezdirir. Nesnelerle bu şekilde “kullan - at” mantığıyla kurulan ilişkiler insanda bir süre sonra bıkkınlık oluşturabilir. Anne babalardan -genellikle ergen çocuk sahibi anne babalardan- sıklıkla “çocuğumuz ne yapsak sıkılıyor”, “hiçbir şeyden memnun olmuyor”, “hiçbir şeyle tatmin edemiyoruz” tarzı şikâyetler duyuyoruz. Bunun temelinde bu yüzeysel ve sığ ilişki türünün yattığı kanısındayım. Evrenle sağlam ilişki kuramayan çocuğun tatminsizliği normaldir. Çünkü evrenden soyutlanmış gibidir.

Bunun çaresi beş duyumuzu da işin içine katmak olabilir. Burada önemli olan şey bağlantı kurulacak nesnenin mümkün olan tüm özelliklerinin çocuğa fark ettirilmesidir. Bunu yapmak çocuğun beş duyuyu fark etmesini sağlayıp çocukların duygusal zekâlarının gelişimine katkı yapmakla kalmaz; aynı zamanda derin ve anlamlı ilişki sayesinde çocukların dikkat ve konsantrasyonlarını da geliştirir.

Örneğin diyelim ki çocuk bir şeftali yiyecektir. Şeftalinin sadece tadı değildir güzel olan. Aynı zamanda şeftalinin bir şekli vardır, kokusu vardır, yumuşaklığı vardır, kabuğunun deseni vardır. Bunlar da güzeldir. Bunları çocuğun fark etmesini sağlamak çocuğun ayrıntılara dikkat kesilmesini gerektirir. Bu da hem duygusal zekâsının gelişimi hem de dikkat ve konsantrasyonun artışı anlamlarına gelir.

Çocuklarda sağlam bir Allah inancının yerleşmesi, bir Yaratıcı fikrinin oluşması için bu bahsettiğimiz, evrenle bağlantı kurma durumunun yakın bir ilişkisi vardır. Çocuklarda güven duygusu annenin ilgisi, şefkati, merhameti sonucunda gelişir. Ancak ilerleyen yıllarda çocuk annesinin, babasının da tıpkı kendi ve diğer insanlar gibi ölümlü olduğu, aciz, çaresiz olduğu gerçekleriyle yüzleşecektir. Burada güven duygusunun sağlam olması için evren ve Allah ilişkisinin iyi kurulması gerekir.



 

Çocuk için evren karmaşık, kırıcı, kocamandır. Çocuğun ruhsal dünyası yetişkinler kadar sağlam değildir; daha kırılgan ve duyarlıdır. Evrenin bir sahibinin olduğu, her şeyi gören, gözeten bir varlığın oluşu, yediği yiyecekleri var eden bir varlığın oluşu, onu seven, ihtiyaçlarını gözeten bir varlığın olduğu gerçeği çocuğun kalbini teskin eder, güven duygusunu temellendirir. Allah Kur’an’da “Kalpler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur.” buyurmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken şey Allah fikrinin sadece yetişkinler için bir ihtiyaç olmadığının farkına varılmasıdır. Çocuklar bir Yaratıcının varlığına biz yetişkinlerden daha çok ihtiyaç hissederler.

Burada önem arz eden konu Allah fikrinin çocuğa nasıl verileceğidir. Allah, kendi varlığı ile ilgili bilgileri Kur’an ve Peygamber (s.a.v) aracılığıyla bizlere bildirmiştir. Allah’ın birçok isim ve sıfatı vardır.

Bunlar arasında esirgeyen, bağışlayan, rızık veren, gözeten, koruyan, şekil veren, affeden, karşılıksız iyilikler eden, haklılara hakkını veren, cömertlik eden, dua ve isteklere cevap veren gibi isim ve sıfatları olmakla birlikte; öldüren, zulüm etmeksizin cezalandıran, intikam alan, daraltıp sıkan, kıtlık veren, dilediğini kahreden gibi isim ve sıfatları da vardır.

Çocuklara Allah fikri benimsetilirken Allah’ın çocuklarda güzel duygular oluşturacak özelliklerine vurgular yapmak yerinde olacaktır. Bunun yanı sıra çocuğa Allah’ın büyüklüğünü, sevdiği her şeyi O’nun var ettiğini, güzellikleri ve iyilikleri var ettiğini anlatarak işe başlamak yararlı olacaktır.

Çocuklara, istenmeyen şeyler yaptıklarında uygulanan; “Allah taş yapar”, “Allah seni yakacak”, “Allah seni sevmeyecek”, “Yalan söylersen Allah dilini keser” tarzı söylemler çocukların Allah inancına balta vuran yaklaşımlardır. Böyle yetişen bir çocuk ilerde Allah’ın iyilikleri ve güzellikleri var eden, seven, koruyan, esirgeyen, bağışlayan gibi özelliklerini kavramada, bunları anlamlı kılmada sorunlar yaşayacaktır. Allah’ı kötü özellikli bir varlık olarak kafasında canlandıracaktır. Bu tarz yaklaşımlar çocuğu Allah’a karşı soğutmakla kalmaz aynı zamanda kendini suçlu hissetmesine, ruh sağlığının bozulmasına da sebebiyet verebilir.

Anne babaların çocuklara Allah inancını yerleştirmeye çalışırlarken dikkat etmeleri gerekenler kuşkusuz bunlarla sınırlı değildir. Bunların yanı sıra çocukların anne babalarını model almaları gerçeğinden hareketle anne babalara öncelikle şunlar tavsiye edilebilir.

Her şeyden önce kendi inancınızı sorgulayıp netleştirin. Eğer inanç konusunda hem düşünce bazında hem de eylem olarak tutarlı bir inanışa sahipseniz bunun olumlu sonuçlarını çocuğunuzda görme olasılığınız da o oranda artar.

Bunun yanında çocuğa Allah’tan bahsetmekten çekinmeyin. Çocuklar daha önce de belirttiğimiz gibi görmediklere şeylere inanma yeteneğine sahiptirler. Eğer ona “Allah bizi seviyor, bize yiyecekler veriyor.” derseniz çocuk buna tüm kalbiyle inanır. Çocuklar yetişkinlerin onlara söylediği fikirlere çoğunlukla inanırlar. Çünkü yaratılışları buna müsaittir.



 

Çocukların Allah ile ilgili soruları karşısında her şeyi biliyormuş edasında olmayın. Bildiğiniz konuları sorduysa cevaplayın; ancak bilmediğiniz konularda cevaplar vermekten kaçının. Eğer bilmediğiniz bir soru ile karşılaşırsanız bilmediğinizi söyleyin. İmkânınız varsa kitaptan açıp ona okuyun. Bu sizi çocuk karşısında küçültmez aksine ona bilmediğini bilmenin erdem olduğunu benimsetmiş, bilinmeyen bir konuda kitaplara başvurulması gerektiğini de öğretmiş olursunuz.

Allah inancını anlatırken tabiattan yararlanın. Allah’ı ve O’nun isim ve sıfatlarını çocuklara öğretmenin en güzel yollarından birisi de tabiattır. Çünkü Allah’ın birçok isim ve sıfatının yansıdığı yer tabiattır.

Örneğin; Allah’ın “Musavvir” ismi “varlıkları istediği şekil ve surette var eden” anlamına gelmektedir. Tabiattaki varlıklardan istifade ederek (mesela bir kozalak ele alınıp, şekli incelenip, bu şekli ona Allah’ın verdiği anlatılabilir) Allah’ın bu gibi özellikleri çocuklara benimsetilebilir.

Yine aynı şekilde Allah’ın “Rezzak” ismi “varlıklara rızıklarını veren, her varlığın ihtiyacına göre rızıklar yaratan” anlamlarına gelmektedir. Üzüm yiyen bir kuşun, süt içen bir kedinin, dondurma yiyen bir çocuğun vb rızkını Allah’ın var ettiği ve bu var edişi bizleri sevdiği, gözetip kolladığı için yaptığı anlatılabilir.

Böyle bir anlatış çocuğun Allah’ı sevmesi ile sonuçlanacaktır.

 

SAĞLIK VE ESENLİK DİLEKLERİMLE..